Evde hasta bakımı sürecinde karşılaşılan en zorlu tıbbi durumlardan biri olan yatak yaraları, hem hastanın yaşam kalitesini ciddi oranda düşürmekte hem de tedavi süreci profesyonel bir yaklaşım gerektirmektedir. Bu makalede, yatak yarası evrelerinden en etkili bariyer kremlere, korunma yollarından risk altındaki gruplara kadar tüm detayları 2026 yılı güncel medikal verileri ışığında inceleyeceğiz.
Yatak yarası (bası yarası), tıbbi terminolojide "dekubitis ülseri" olarak adlandırılan, deri ve deri altındaki dokunun uzun süreli basınca maruz kalması sonucu ortaya çıkan bölgesel doku hasarıdır. Genellikle vücudun kemik çıkıntılarının olduğu (kalça, topuk, dirsek, kuyruk sokumu) bölgelerde yoğunlaşır. Kan akışının kesilmesiyle başlayan bu süreç, dokuların oksijensiz kalarak ölmesine (nekroz) yol açar. Bir yatak yarası sadece yüzeysel bir deri hasarı değil, tedavi edilmediğinde kas ve kemik dokusuna kadar ilerleyebilen ciddi bir enfeksiyon odağıdır. Modern tıpta bu durum, önlenebilir bir komplikasyon olarak kabul edilir ancak geliştiği takdirde multi-disipliner bir tedavi yaklaşımı şarttır.
Yatak yarası, deri üzerindeki dış basıncın, deri içindeki kılcal damar basıncını aşmasıyla başlar. Normal bir dolaşım sisteminde kan, dokulara oksijen ve besin taşırken atıkları uzaklaştırır. Ancak hasta uzun süre aynı pozisyonda kaldığında, vücut ağırlığı belirli bir noktada toplanır. Bu basınç damarları büzer ve kan akışını durdurur. Kanlanmanın (perfüzyon) durmasıyla birlikte dokular "iskemi" adı verilen sürece girer. Eğer basınç 2 saatten fazla sürerse, doku ölümü başlar. Basıncın yanı sıra, hastanın yatakta kaydırılması sırasında oluşan sürtünme ve deri bütünlüğünü bozan nem (ter, idrar) yaralanma sürecini hızlandırarak yaranın derinleşmesine neden olur.
Bası yaralarının oluşumundaki ana etken yer çekimi ve buna bağlı oluşan basınçtır. Ancak tek neden bu değildir. Üç temel mekanik faktör yara oluşumunu tetikler:
Yatak yarası tedavisinde kullanılan kremler, yaranın evresine ve durumuna göre farklılık gösterir. Tedavi edici kremler genellikle gümüş sülfadiazin, çinko oksit veya centella asiatica özleri içerir. Bu bileşenler, deri hücrelerinin yenilenmesini tetiklerken aynı zamanda bölgedeki bakteri yükünü azaltır. Kremlerin temel görevi, yara yatağında nemli bir ortam sağlayarak epitelizasyonu (derinin yeniden örtülmesini) hızlandırmaktır. Ancak unutulmamalıdır ki, açık ve enfeksiyonlu yaralara doktor onayı olmadan krem sürülmemelidir. 1. evre yaralarda genellikle kan dolaşımını artıran ve deriyi nemlendiren kremler tercih edilirken, daha ileri evrelerde enzimatik debridman sağlayan özel kremler kullanılır.
"Yatak yarası olan hasta ne kadar yaşar?" sorusu hasta yakınları tarafından sıklıkla sorulsa da, bu durum doğrudan bir yaşam süresi belirleyicisi değildir. Ancak bası yarası, hastanın genel sağlık durumunun ve bağışıklık sisteminin ne kadar zayıfladığının bir göstergesidir. Eğer yara tedavi edilmezse ve sepsis (kan zehirlenmesi) gibi sistemik bir enfeksiyona yol açarsa, ölümcül sonuçlar doğurabilir. Literatürde, ciddi bası yarası olan terminal dönem hastalarında ölüm oranlarının, yara olmayanlara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Ancak profesyonel bakım, doğru beslenme ve modern yara bakım ürünleri ile en derin yaralar bile iyileştirilebilir ve hastanın yaşam süresi ve kalitesi artırılabilir.
Modern yara bakımında yara bantları (pansuman örtüleri), klasik sargı bezlerinin yerini almıştır. Hidrokolloid bantlar, köpük (foam) pansumanlar ve gümüşlü örtüler en yaygın kullanılanlardır. Bu bantlar, yarayı dış ortamdaki mikroplardan korurken, yaranın kendi sıvısını (eksuda) emer ve yara yatağını iyileşme için en ideal nem seviyesinde tutar. Özellikle köpük bantlar, kemik çıkıntıları üzerinde ekstra bir yastıklama görevi görerek basıncı dağıtır. Gümüş içerikli bantlar ise enfeksiyonlu yaralarda bakterileri öldürmek için tercih edilir. Bu bantlar genellikle 3 ile 7 gün arasında yara üzerinde kalabilir, bu da yaranın sürekli açılıp travmaya uğramasını engeller.
Bası yarası geliştirme riski en yüksek olan gruplar şunlardır:
Yatak yarasını önlemek, tedavi etmekten çok daha kolay ve az maliyetlidir. Temel strateji "basıncı kaldırmak" üzerine kuruludur.
Bariyer kremler, bası yarası oluşmadan önce kullanılan koruyucu kalkanlardır. Özellikle idrar veya terleme nedeniyle derinin sürekli nemli kaldığı bölgelerde (inkontinans bölgesi) bir katman oluşturarak dış etkenlerin deriye nüfuz etmesini engeller. Genellikle çinko oksit, dimetikon veya petrolatum içerirler. Bu kremler deriyi idrarın asidik etkisinden korur ve sürtünmeyi azaltır. Bariyer krem, deri henüz kızarmışken (1. evre başlangıcı) uygulanırsa yaranın açılmasını engelleyebilir. İyileşmiş yaraların tekrar nüksetmemesi için de bariyer kremlerle derinin nem dengesi korunmalıdır.
Bası yarası tedavisi sistematik bir süreçtir. İlk adım, yaranın nedenini yani basıncı ortadan kaldırmaktır.
Yatak yaraları, doku hasarının derinliğine göre uluslararası standartlarda 4 ana evrede sınıflandırılır:
| Evre | Klinik Görünüm | Hasar Düzeyi |
| 1. Evre | Basmakla solmayan kızarıklık | Sadece deri yüzeyi, yara henüz açılmamıştır. |
| 2. Evre | Sıyrık veya içi su dolu kabarcık | Derinin üst tabakası (epidermis/dermis) hasarlıdır. |
| 3. Evre | Derin çukur, sarımtırak ölü doku | Deri altı yağ dokusuna kadar ilerlemiş hasar. |
| 4. Evre | Kemik, kas veya tendon görünümü | Derin doku kaybı, kemik enfeksiyonu riski. |
Yatak yarasının hızlı iyileşmesi için altın kural; yaranın üzerine baskının sıfıra indirilmesidir. Pozisyon verme işlemi aksatılmadan yapılmalı ve ventilasyonlu boru tipi havalı yataklar kullanılmalıdır. İkinci en önemli faktör beslenmedir; vücutta yeterli albümin ve protein yoksa hücre bölünmesi gerçekleşemez. Yara yatağının nem dengesi çok iyi ayarlanmalıdır; çok kuru yara iyileşmez, çok ıslak yara ise çürür. Modern gümüşlü köpük pansumanlar bu nem dengesini sağlar. Ayrıca bölgenin kan dolaşımını artırmak için doktor kontrolünde ozon tedavisi veya ışık tedavisi gibi destekleyici yöntemler iyileşmeyi belirgin şekilde hızlandırabilir.
Evet, yatak yarası hafife alınmayacak kadar tehlikelidir. Özellikle 3. ve 4. evreye ulaşmış yaralar vücudun savunma mekanizmasını tamamen devre dışı bırakır. Açık yaradan giren bakteriler kemik iliğine ulaşarak "osteomiyelit" dediğimiz kemik iltihabına veya kan dolaşımına karışarak "sepsis"e yol açabilir. Sepsis, organ yetmezliği ve ölümle sonuçlanabilen çok ağır bir tablodur. Ayrıca derin yaralar, hastanın zaten zayıf olan bağışıklık sistemini daha da yorarak genel durumunun hızla bozulmasına neden olur. Bu nedenle yatak yarası sadece bir "yara" değil, sistemik bir sağlık tehdididir.
Vazelin, deriyi dış etkenlerden koruyan yoğun bir petrol türevidir. Ancak yatak yarası tedavisinde doğrudan bir "iyileştirici" olarak kullanımı önerilmez. Vazelin, gözenekleri tıkayabilir ve derinin nefes almasını engelleyebilir. Sadece sağlam deriyi nemden korumak (bariyer etkisi yaratmak) amacıyla çok ince bir tabaka halinde kullanılabilir. Ancak yara açılmışsa veya deri kızarmışsa, vazelin yerine medikal bariyer kremler veya tedavi edici merhemler tercih edilmelidir. Vazelin, yara üzerindeki nem dengesini bozarak dokunun yumuşayıp parçalanmasına (maserasyon) neden olabileceği için dikkatli kullanılmalıdır.
Yatak yarasının ilk belirtisi, kemik çıkıntısı üzerindeki deride oluşan kızarıklıktır. Ancak bu kızarıklığın ayırt edici bir özelliği vardır: Parmakla üzerine bastırdığınızda beyazlamıyorsa (solmayan eritem), bu 1. evre bir bası yarasıdır. Ayrıca yara bölgesinde derinin ısısının çevre dokuya göre daha sıcak veya soğuk olması, derinin daha sert veya yumuşak hissedilmesi de başlangıç belirtileridir. İlerleyen aşamalarda deri üzerinde ödem (şişlik), su toplaması, sıyrıklar ve nihayetinde siyah veya sarı renkli ölü doku tabakasıyla karakterize olan açık yaralar görülür.
Yatak yarası sanılanın aksine çok hızlı gelişebilir. Risk altındaki bir hastada (örneğin tamamen hareketsiz ve beslenmesi bozuk) basınç kesintisiz devam ederse, doku hasarı 2 ila 6 saat içinde başlayabilir. Görünür bir kızarıklık veya yara ise genellikle 12 ila 24 saat içerisinde netleşir. Bu durum "yatak yarası buzdağı etkisi" gibidir; deri yüzeyinde küçük bir kızarıklık görüldüğünde, deri altında aslında çok daha geniş bir doku ölümü gerçekleşmiş olabilir. Bu nedenle riskli hastalar her alt değişiminde veya her pozisyon değişiminde milimetrik olarak kontrol edilmelidir.
Yatak yarasını önlemek için 5 adımlı bir protokol uygulanmalıdır:
Yatalak hastaların ölüm nedenleri genellikle asıl hastalıklarından ziyade hareketsizliğin getirdiği komplikasyonlardır. En yaygın ölüm nedenleri:
1. evre yatak yarası, derinin bütünlüğünün henüz bozulmadığı ancak hasarın başladığı aşamadır. En tipik özelliği, kemik çıkıntısı üzerindeki derinin kızarması ve üzerine bastırıldığında bu kızarıklığın solmamasıdır. Bu aşamada deri ağrılı, daha sert veya daha yumuşak olabilir. Isısı çevre dokudan farklıdır. Bu aşama "erken uyarı" aşamasıdır. Eğer basınç hemen kaldırılırsa (hasta pozisyonu değiştirilir ve bölge korunursa), deri birkaç gün içinde normale döner. Ancak ihmal edilirse hızla açık yaraya dönüşür. Bu evrede asla bölgeye sert masaj yapılmamalıdır; masaj zaten hasarlı olan kılcal damarları tamamen koparabilir.
2. evre yatak yarasında derinin üst tabakası (epidermis) ve bazen alt tabakasının (dermis) bir kısmı kaybedilmiştir. Yara artık "açık" bir görünümdedir. Genellikle pembe-kırmızı renkli, nemli bir yara yatağı görülür. Bazen içi sıvı dolu veya patlamış bir su toplaması (bül) şeklinde de karşımıza çıkabilir. Bu evrede yara yatağında henüz ölü doku (sarı/siyah tabaka) yoktur. Tedavide amaç yarayı enfeksiyondan korumak ve nem dengesini sağlayarak kapanmasını sağlamaktır. Uygun pansuman örtüleri ile 1-2 hafta içinde iyileşme şansı yüksektir.
3. evre yatak yarası, tam kalınlıkta doku kaybının olduğu aşamadır. Deri altındaki yağ dokusu (subkutan doku) görünebilir ancak kemik, tendon ve kaslar henüz açığa çıkmamıştır. Yara, derin bir çukur (krater) görünümündedir. Yara yatağında "slough" denilen sarımtırak ölü dokular veya "eskar" denilen siyah kabuklanmalar olabilir. Bu evrede yaranın altında tünelleşmeler veya cepler oluşabilir; yani dışarıdan görünen delik küçük olsa da deri altında daha geniş bir boşluk olabilir. İyileşme süreci uzundur ve mutlaka profesyonel cerrahi debridman ve özel pansuman ürünleri gerektirir.
4. evre, yatak yarasının en ağır ve en derin aşamasıdır. Tam kalınlıkta doku kaybına ek olarak kas, tendon, ligament ve hatta kemik dokusu açığa çıkmıştır. Yara yatağı genellikle ölü dokularla doludur. Bu evrede kemik enfeksiyonu (osteomiyelit) riski çok yüksektir. Yaranın derinliği nedeniyle vücut sıvı kaybeder, ağır bir koku oluşabilir. İyileşme aylarca sürebilir ve genellikle sadece pansumanla kapanması zordur; cerrahi müdahale (doku kaydırma operasyonları) şarttır. Hastanın genel durumu bu evrede çok hassastır ve yoğun bakım desteği gerekebilir.
Yatak yarası kremi yorumları incelendiğinde, hasta yakınlarının en çok "bariyer kremlerin" koruyucu etkisinden memnun kaldığı görülmektedir. Kullanıcılar, özellikle çinko içerikli kremlerin derideki kızarıklığı hızla yatıştırdığını belirtmektedir. Ancak 3. ve 4. evre yara sahipleri, sadece krem kullanmanın yeterli olmadığını, yaradaki ölü doku temizlenmeden kremlerin işe yaramadığını vurgulamaktadır. Yorumlarda öne çıkan bir diğer nokta da "stomatit" kremleri veya gümüşlü kremlerin enfeksiyonu baskılamadaki başarısıdır. Ancak profesyonel yorumlar, kremin markasından ziyade yaranın evresine uygun kullanımın başarı getirdiğini göstermektedir.
Medikal dünyada tek bir "en iyi" krem yoktur, "duruma en uygun" krem vardır.
Yatak yarasına sürülecek krem, yaranın rengine göre seçilir:
Doğrudan yatak yarası bir ölüm nedeni olmasa da, yol açtığı komplikasyonlar ölümcüldür. 4. evre bir yatak yarası, vücuda açılmış devasa bir kapı gibidir. Buradan giren dirençli hastane bakterileri, hastanın kanına karışarak septik şoka yol açabilir. Septik şokta tansiyon hızla düşer, organlar oksijensiz kalır ve ölüm gerçekleşir. Ayrıca, vücut bu yarayı iyileştirmek için devasa bir enerji ve protein harcar; bu da hastanın zaten zayıf olan genel durumunu çökertir. Özetle, yatak yarası "öldürmez" demek yanlıştır; doğru bakım yapılmayan ileri evre yaralar yatalak hastalar için en büyük ölüm risklerinden biridir.
Yatak yarası teorik olarak vücudun her yerinde olabilir ancak kemik çıkıntılarında (topuk, kalça, kuyruk sokumu, dirsek, kulak arkası) deri ile kemik arasında koruyucu yağ ve kas dokusu çok incedir. Dışarıdan gelen basınç, arada tampon görevi görecek bir doku olmadığı için doğrudan kılcal damarlara iletilir ve onları sıkıştırır. Bu da kan akışının bu bölgelerde çok daha hızlı kesilmesine neden olur. Yağlı dokunun olduğu karın veya baldır gibi bölgelerde basınç dağılımı daha kolaydır, bu yüzden buralarda yara oluşumu daha nadirdir.
Hayır, hiçbir teknolojik cihaz tek başına %100 koruma sağlamaz. Havalı yataklar (özellikle boru tipi ve ventilasyonlu olanlar) basıncı büyük oranda dağıtır ve deriyi kuru tutar ancak hastanın yine de 2 saatte bir pozisyonu değiştirilmelidir. Havalı yatak olsa dahi hastanın çarşafındaki bir kırışıklık, altının ıslak kalması veya yetersiz beslenme yara oluşumuna neden olabilir. Havalı yatak, bakım sürecini kolaylaştıran bir yardımcıdır; temel bakımın (pozisyon ve hijyen) yerini tutamaz.
Eski bir alışkanlık olan tentürdiyot, batikon veya oksijenli su kullanımı, günümüz yara bakım standartlarında "açık yaralar" için önerilmez. Bu maddeler sitotoksiktir; yani sadece bakterileri öldürmekle kalmaz, yaranın iyileşmesini sağlayacak olan sağlıklı yeni hücreleri (fibroblastları) de öldürürler. Bu da yaranın iyileşme sürecini durdurur veya geciktirir. Modern yara bakımında yara temizliği için genellikle sadece izotonik sodyum klorür (serum fizyolojik) veya özel yara yıkama solüsyonları tercih edilir.
Evet, protein doku onarımının ana yapı taşıdır. Yatak yarası olan hastalar vücutlarındaki proteini açık yaradan sıvı (eksuda) şeklinde kaybederler. Bu kaybı yerine koymak için normal diyetin üzerine çıkılması gerekir. Doktor kontrolünde verilen tıbbi beslenme ürünleri (mamalar) veya protein tozları, hücre bölünmesini ve kolajen sentezini hızlandırarak yaranın kapanmasına hayati bir katkı sağlar. Albümin seviyesi düşük olan bir hastada yara iyileşmesi imkansıza yakındır.
Pansuman değişim sıklığı, kullanılan örtünün tipine ve yaranın akıntı (eksuda) miktarına bağlıdır. Klasik gazlı bezler günde 2-3 kez değiştirilmelidir çünkü ıslandığında mikrop geçirgenliği artar. Ancak modern hidrokolloid veya köpük pansumanlar, eğer sızıntı yoksa ve bantlar doymamışsa 3 ile 7 gün arasında kalabilir. Sık pansuman değişimi yarayı soğutur ve yeni hücre oluşumunu travmaya uğratır; bu nedenle yaraya uygun modern örtüler seçilerek değişim sıklığı azaltılmalıdır.
Kantaron yağı, hücre yenileyici özelliğiyle halk arasında popülerdir. 1. evre (kızarıklık) aşamasında deriyi nemlendirmek ve korumak için kullanılabilir. Ancak 2., 3. ve 4. evre gibi "açık" yaralarda kantaron yağının sterilitesi garanti edilemez. Açık yaraya steril olmayan bir madde sürmek enfeksiyon riskini artırır. Ayrıca yağlı tabaka yaranın nefes almasını engelleyerek iltihabı içeride hapsedebilir. Bu tür bitkisel yöntemler sadece sağlam deride veya çok yüzeysel sıyrıklarda, doktor onayıyla kullanılmalıdır.
Diyabet (şeker hastalığı) üç yönden yarayı olumsuz etkiler. Birincisi; yüksek kan şekeri damar yapısını bozarak yara bölgesine giden kan ve oksijen miktarını azaltır. İkincisi; sinir hasarı (nöropati) nedeniyle hasta yaranın acısını hissetmez ve basıncı kaldırmaz. Üçüncüsü; yüksek şekerli ortam bakterilerin üremesi için mükemmel bir besiyeridir, bu da enfeksiyonun kontrol altına alınmasını zorlaştırır. Bu nedenle şeker hastalarında yatak yarası tedavisi, öncelikle kan şekerinin regüle edilmesiyle başlar.
Yara üzerindeki siyah doku, ölü (nekrotik) dokudur. Bu doku vücut tarafından kurutulmuş ve bir kabuğa dönüşmüştür. Birçok kişi bunu "yara kabuk bağladı, iyileşiyor" diye yorumlasa da yatak yarasında bu durum tam tersidir. Siyah kabuk, alttaki enfeksiyonu ve yaranın derinliğini gizleyen bir kapaktır. Bu ölü doku (debridman yoluyla) temizlenmeden alttaki canlı dokunun iyileşmesi ve yaranın kapanması mümkün değildir. Siyah doku görüldüğünde mutlaka bir yara bakım uzmanı veya cerrah müdahale etmelidir.
Kuyruk sokumu (sakrum) bölgesi, dışkı ve idrar çıkışına çok yakındır. Bu durum yaranın sürekli olarak fekal bakterilerle (E. coli vb.) kontamine olmasına neden olur. Ayrıca bu bölge oturma ve yatma sırasında en yüksek basınca maruz kalan yerdir. Kemik yapıya çok yakın olması sebebiyle enfeksiyon hızla kemiğe (osteomiyelit) sıçrayabilir. Kuyruk sokumu yaraları, anatomik konumu nedeniyle en zor iyileşen ve en yüksek enfeksiyon riski taşıyan bası yaralarıdır.
Evet, hatta hijyen iyileşme için gereklidir. Ancak açık yarası olan hastalar için bazı önlemler alınmalıdır. Yara bölgesi su geçirmez şeffaf pansuman örtüleri ile kapatılarak banyo yaptırılabilir. Banyo sonrası yara çevresi nazikçe kurulanmalı ve pansuman yenilenmelidir. Eğer yara çok geniş ve derinse, banyo yerine silme şeklinde vücut temizliği ve medikal temizleme mendilleri tercih edilmelidir. Deri bütünlüğünü bozmayacak şekilde yapılan banyo, kan dolaşımını artırarak hastaya moral ve fiziksel destek sağlar.
Negatif Basınçlı Yara Tedavisi (VAC), yara üzerine yerleştirilen bir sünger ve buna bağlı vakum cihazından oluşur. Bu sistem üç ana işi yapar: Yasadaki fazla iltihaplı sıvıyı sürekli çeker, yara kenarlarını merkeze doğru büzerek yaranın fiziksel olarak küçülmesini sağlar ve bölgedeki kan akışını (mikrodolaşımı) uyarır. Özellikle 3. ve 4. evre derin yaralarda, pansumanla aylar sürecek iyileşmeyi haftalara indirebilir. Ancak bu tedavi sadece temiz (ölü dokudan arınmış) yaralara uygulanabilir.
Evet, genellikle öyledir. Yatak yarasında koku, bölgedeki bakterilerin dokuyu parçalaması sonucu oluşan gazlardan kaynaklanır. Özellikle "anaerobik" denilen oksijensiz ortamda üreyen bakteriler çok ağır bir koku yapar. Ayrıca yaradaki ölü dokuların (slough/eskar) varlığı da kokuya neden olur. Kokuya ek olarak irinli akıntı, ateş ve yara çevresinde aşırı sıcaklık varsa enfeksiyon sistemik hale gelmiş olabilir. Kokuyu gidermek için aktif karbon içerikli özel pansuman örtüleri kullanılabilir ancak temel çözüm enfeksiyonun tedavisidir.
Hastayı yatakta yukarı çekerken veya yan çevirirken deriyi yatağa sürterek kaydırmak "makaslama" ve "sürtünme" kuvveti oluşturur. Bu işlem sırasında derinin üst tabakası yatağa yapışık kalırken, kemik ve kas dokusu hareket eder. Aradaki kılcal damarlar bu zıt yönlü hareketle yırtılır. Bu, dışarıdan görünmeyen ama deri altında başlayan bir yara oluşumudur. Hastayı taşırken mutlaka bir çarşaf (ara çarşaf) yardımıyla havaya kaldırarak veya "kaydırma tahtaları" kullanarak pozisyon verilmelidir.
Maalesef evet ve risk eskisinden daha yüksektir. İyileşmiş yara dokusu (skar dokusu), orijinal deri kadar esnek ve dayanıklı değildir. Eski yaranın olduğu bölgedeki deri, basınç ve sürtünmeye karşı orijinal derinin sadece %70-80'i kadar direnç gösterebilir. Bu nedenle, yara kapandıktan sonra da o bölgeye bariyer kremler sürülmeye devam edilmeli, basınç kontrolü (havalı yatak, pozisyon) asla bırakılmamalıdır. Bir kez yara açılan bölge, hayat boyu "yüksek riskli" kabul edilmelidir.
Evet, "simit minder" veya "havalı minderler" oturma pozisyonundaki hastalar için, "topuk koruyucu botlar" ve "pozisyon yastıkları" ise yatan hastalar için mevcuttur. Ancak bilinen bir yanlışın düzeltilmesi gerekir: Kuyruk sokumu yarası için kullanılan ortası delik simit minderler bazen zararlı olabilir. Simidin temas ettiği halka şeklindeki bölgeye binen basınç artar ve merkeze giden kan akışını engelleyebilir (turnike etkisi). Bunun yerine basıncı tüm yüzeye eşit dağıtan jel veya hava hücreli minderler tercih edilmelidir.
Topuk bölgesi, vücudun en uç noktalarından biridir ve kan dolaşımı diğer bölgelere göre daha zayıftır. Ayrıca topuk derisi kalındır ve altında çok az yumuşak doku bulunur. Topuk yaraları genellikle "kuru kara kabuk" (eskar) şeklinde başlar. Eğer bu kabuk enfekte değilse, doktorlar bazen kabuğu korumayı (kuru tutmayı) tercih edebilir. Topuk yaralarını önlemek için hastanın topukları altına yastık konularak topukların yatakla teması tamamen kesilmeli (havada bırakılmalı) veya topuk koruyucu medikal botlar kullanılmalıdır.
Yara iyileşmesi "anabolik" bir süreçtir ve yüksek enerji gerektirir. Beslenme listesinde; protein (et, süt, yumurta, baklagiller), C vitamini (kuşburnu, narenciye), çinko (kuruyemiş, deniz ürünleri) ve A vitamini mutlaka bulunmalıdır. Ayrıca "Arjinin" ve "Glutamin" gibi amino asitler kolajen yapımını doğrudan etkiler. Dehidrasyon (sıvı kaybı) deriyi kurutup çatlatacağı için günlük su tüketimi hastanın kilosuna göre ayarlanmalıdır. Ağızdan beslenemeyen hastalara mutlaka yüksek kalorili ve proteinli medikal mamalar (enteral beslenme) verilmelidir.
Eğer bir yatak yarasının tabanı tamamen sarı, kahverengi veya siyah ölü doku (slough veya eskar) ile kaplıysa, hekim yaranın ne kadar derin olduğunu göremez. Bu durumda yara "evrelemesi yapılamayan" olarak sınıflandırılır. Bu yaralar aslında ya 3. ya da 4. evredir. Ölü doku temizlendikten (debride edildikten) sonra gerçek evre ortaya çıkar. Ancak topuklardaki stabil, kuru, siyah kabuklar enfeksiyon belirtisi yoksa debride edilmeyebilir; vücudun doğal bariyeri olarak kabul edilebilir.
Yatak yarası sadece fiziksel bir acı değil, ciddi bir psikolojik yıkımdır. Yara nedeniyle oluşan kötü koku ve sürekli pansuman ihtiyacı hastada "yük olma" duygusu, utanma ve sosyal izolasyon yaratır. Ayrıca ağrı, uyku kalitesini bozar ve depresyonu tetikler. Depresyon ise iştahı kapatarak beslenmeyi bozar ve yaranın iyileşmesini daha da geciktirir. Bu bir kısır döngüdür. Hasta yakınları yarayı hastadan saklamamalı ancak umutsuz konuşmalardan kaçınmalı, hastanın moralini yüksek tutacak profesyonel destek ve ilgi sağlamalıdır.
Yaşlanma ile birlikte deri anatomik olarak değişir. "Rete ridges" denilen deri tabakaları arasındaki bağlantılar düzleşir, bu da derinin kemik üzerinden daha kolay kaymasına ve yırtılmasına neden olur. Ayrıca yaşlılarda ter ve yağ bezleri daha az çalışır, deri kurur ve çatlar. Deri altı yağ dokusunun azalması kemiklerin daha belirgin hale gelmesine yol açar. Bağışıklık sisteminin yavaşlaması ve var olan kronik hastalıklar (hipertansiyon, kalp yetmezliği) doku oksijenlenmesini bozduğu için yaşlılarda bası yarası hem daha hızlı çıkar hem de çok daha zor iyileşir.
Çinko oksit, deriyi dış etkenlerden koruyan, hafif kurutucu ve hücre yenileyici özellikleri olan bir mineraldir. Bariyer kremlerin çoğunun ana maddesidir. Deri üzerinde su geçirmez bir tabaka oluşturarak idrarın asidik etkisini kırar. Ayrıca çinko, DNA sentezi ve protein yapımı için gerekli bir kofaktördür; yani deri hücrelerinin çoğalmasına yardımcı olur. Özellikle bebeklerde pişik için kullanılan yüksek oranlı çinko kremler, yetişkinlerde de 1. evre bası yaralarının önlenmesinde oldukça etkili ve ekonomiktir.
Eskiden kızaran bölgeye kan gitsin diye masaj yapılması önerilirdi; ancak modern tıp bunun tam tersini söyler. 1. evre bir kızarıklık varsa, oradaki kılcal damarlar zaten basınçtan dolayı hasar görmüş ve genişlemiştir. O bölgeye sert masaj yapmak, bu hassas damarların patlamasına ve deri altı kanamalarına yol açar. Bu da doku hasarını daha da derinleştirir. Kızaran bölgeye masaj yapmak yerine, o bölgeyi basınçtan kurtarmak ve nazikçe nemlendirmek en doğru yaklaşımdır.
Gümüş, doğal bir antibakteriyeldir ve geniş spektrumlu mikropları öldürme gücüne sahiptir. Eğer yatak yarasında iltihaplı akıntı (püy), kötü koku, yara çevresinde aşırı kızarıklık ve ısı artışı varsa yara enfekte kabul edilir. Bu aşamada gümüş içerikli köpük veya fiber örtüler kullanılır. Gümüş iyonları yara yatağına salınarak bakterileri öldürür. Ancak yara temizse ve iyileşme dokusu (granülasyon) oluşmuşsa, gümüş kullanımı hücre gelişimini yavaşlatabileceği için bırakılmalı, normal nemlendirici örtülere geçilmelidir.
Dolaylı olarak evet. Eğer hasta idrarını kontrol edemiyorsa (inkontinans), sürekli ıslak kalan deri yumuşar ve bası yarasına davetiye çıkarır. Sonda kullanımı derinin kuru kalmasını sağlar. Ancak sonda kullanımının da idrar yolu enfeksiyonu gibi kendi riskleri vardır. Eğer hasta yakını deriyi kuru tutabiliyor, sık bez değiştiriyor ve bariyer krem kullanıyorsa sonda her zaman şart değildir. Ancak iyileşmeyen bir kuyruk sokumu yarası varsa, yaranın idrarla temasını kesmek için geçici bir süre sonda kullanımı iyileşmeyi belirgin şekilde kolaylaştırır.
Modern yara bakımının temel felsefesi "nemli yara iyileşmesi"dir. Eskiden yarayı kurutmak gerektiği düşünülürdü; ancak kuru yara üzerinde hücreler hareket edemez ve kabuk iyileşmeyi engeller. Yara yatağı bir göz küresi gibi nemli olmalıdır. Ancak yara "vıcık vıcık" ıslak da olmamalıdır; fazla sıvı (eksuda) yara kenarlarını çürütür (maserasyon). En iyi pansuman, yaradaki fazla sıvıyı emen ama yarayı kurutmayan, ideal nemli ortamı sağlayan pansumandır. Bu denge sağlandığında hücreler merkezden kenarlara doğru hızla göç eder.
Hastanın genel durumu uygunsa, tekerlekli sandalye ile dışarı çıkması moral açısından çok iyidir. Ancak tekerlekli sandalyede otururken de basınç kontrolü yapılmalıdır. Sandalyeye mutlaka havalı minder veya jel minder konulmalıdır. Hasta sandalyede her 15-20 dakikada bir hafifçe öne veya yana eğilerek kuyruk sokumu üzerindeki baskıyı boşaltmalıdır. Uzun süreli oturmalar (2 saatten fazla), yatan bir hastada bile kuyruk sokumu yarası açılması için yeterli bir süredir.
En büyük hata "kendi başına karar vermek" ve "yarayı havasız bırakmaktır". Birçok aile yaranın üzerine sadece sargı bezi sarar ve üzerine naylon poşet veya benzeri şeyler kapatır. Bu durum yarayı haşlayarak enfeksiyonu hızlandırır. Diğer bir hata ise yaraya evde bulunan pudra, kolonya, alkol veya kulaktan dolma bitkisel karışımlar sürmektir. Yatak yarası profesyonel bir evreleme ve ürün seçimi gerektirir. Küçük bir kızarıklık görüldüğünde bir uzman hemşire veya doktora danışmamak, yaranın hızla derinleşmesine neden olur.
Kontrollü güneş ışığı (ultraviyole), sınırlı ölçüde bakterileri öldürebilir ve D vitamini senteziyle dokuyu destekleyebilir. Ancak açık bir yatak yarasını doğrudan güneşe maruz bırakmak dokuyu kurutabilir ve güneş yanığı riski oluşturabilir. Modern hastanelerde güneş ışığı yerine, belirli dalga boyundaki ışık terapileri (Lazer, LED) kan akışını uyarmak için kullanılır. Ev ortamında yarayı güneşe tutmak yerine oda sıcaklığını ve temiz hava sirkülasyonunu korumak daha güvenli ve etkilidir.
Evet, tıp dünyasında en yaygın kullanılan sistem "Braden Skalası"dır. Bu sistemde hastanın duyu algısı, nemlilik durumu, aktivite düzeyi, hareketliliği, beslenmesi, sürtünme ve tahriş durumu puanlanır. Toplam puan ne kadar düşükse, yara oluşma riski o kadar yüksektir. Örneğin 12 puanın altındaki bir hasta "yüksek riskli" kabul edilir ve derhal havalı yatak ve yoğun pozisyon takibine alınmalıdır. Hasta yakınları bu skalayı öğrenerek hastalarının risk durumunu periyodik olarak kontrol edebilirler.
Eğer yara 4. evreye ulaşmışsa, kemik görünüyorsa ve pansumanla kapanma ihtimali yoksa cerrahi düşünülür. "Flep cerrahisi", yaranın olduğu bölgeye yakın bir yerden (genellikle kalça veya uyluktan) damarı ve siniriyle birlikte sağlıklı bir kas ve deri dokusunun kaydırılarak yaranın üzerine dikilmesi işlemidir. Bu işlem yaranın "yama" ile kapatılmasıdır. Ancak cerrahi sonrası bakım, cerrahinin kendisinden daha önemlidir. Eğer hasta ameliyat sonrası yine basınç altında kalırsa, dikilen doku da hızla çürür ve yara eskisinden daha büyük bir hale gelir.
Kaynak: Zeki Ersin Yıldırım